22 ilde eş zamanlı ‘C31K’ operasyonu: Organize suçla mücadelenin yeni boyutu
En geniş çaplı gelişme, “C31K” kod adı verilen suç örgütüne yönelik operasyon oldu. Emniyet Genel Müdürlüğü ve ilgili Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinasyonuyla 22 ilde eş zamanlı başlatılan operasyon, Türk Ceza Kanunu’nun 220/1. maddesi (suç örgütü kurma/işletme/üye olma) kapsamında yürütülüyor. Resmi açıklamalara göre operasyonun odak noktası; uyuşturucu ticareti, kasten yaralama, silahlı taşkınlık ve yolsuzluk suçlarını işleyen, hiyerarşik yapısı ve bölge sorumlulukları belirlenmiş bir örgüt yapısı.
Savcılık kaynaklarına göre operasyon sabah erken saatlerde başlayıp gün boyu sürdü. Gözaltına alınan şüpheli sayısı henüz nihai netleştirilmedi ancak ilk veriler yüzlerce kişinin sorgulandığını gösteriyor. Operasyonun lojistiği; KOM (Koruşma Önleme Müdürlüğü), Organize Suçla Mücadele Şube Müdürlükleri ve istihbarat birimlerinin ortak çalışmasıyla planlandı. 22 ilin listesi resmi olarak ilan edilmediği halde, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Diyarbakır, Gaziantep, Bursa, Antalya ve Samsun gibi büyük metropollerin yanı sıra örgütün lojistik kullandığı geçiş rotalarına denk gelen illerin dağıldığı anlaşılıyor.
Hukuk çevreleri bu operasyonu, son yıllarda “kod adı” verilen örgütlere yönelik en kapsamlı eşzamanlı müdahalelerden biri olarak değerlendiriyor. Soruşturmanın bu aşamasında tutuklama kararı isteyen savcılıklar, 24 saat içinde şüpheleri mahkemeye sunacak. Mahkemelerden beklenen tutuklama oranı, örgütün hiyerarşik yapısının kanıtlanması açısından kritik.
Eskişehir’de kamu görevlisi ve mermi görüntüleri: Güvenlik ihlali mi, disiplin sorunu mu?
Gündemin ikinci büyük dalgası Eskişehir’den geldi. Sosyal medyada hızla yayılan ve bir kamu görevlisinin makam odasında mermileri sıralarken/gösterirken çekildiği iddia edilen görüntüler, hem savcılık hem de ilgili kurumun iç denetim birimleri tarafından aynı anda ele alındı. Olay yerinin bir memur odası olması, mermilerin resmi envanter dışı mı yoksa envanter içi de olsa prosedürsüz sergilendiği, “kamu güvenliğini tehlikeye atma” (TCK 170) ve “silah/kırmızı mermi suçları” (TCK 184, 185, 6136 sayılı Kanun) kapsamında değerlendirildiğini gösteriyor.
Eskişehir Valiliği ve Emniyet Müdürlüğü kaynakları, görüntülerin olduğu tarihin ve görevlinin kimliğinin (polis memuru, idari memur veya belediye personeli olduğu) tespit edildiğini, kişinin görevden alınıp soruşturmaya tabi tutulduğunu aktardı. Savcılık, görüntülerin orijinalliğini tespit etmek için Bilişim Kriminal laboratuarına gönderdi. Aynı konuyla ilgili iki ayrı başlığın (“mermi sıralama” ve “mermi gösterme”) aynı olayı farklı açılardan tanımladığı, soruşturmanın tek bir dosya altında toplandığı biliniyor. Bu olay, silahlı kuvvetlerin ve kamu görevlilerinin iç denetim mekanizmaları ile sosyal medya denetimi arasındaki boşluğu tekrar gündeme getirdi.
FETÖ bağlantılı miras kavgası: Sahte vasiyetname ve ABD’de notere soruşturma
Uluslararası boyutu olan üçüncü soruşturma, FETÖ yapısının miras hukukunu kullanarak mülkiyet aktarımı yapma girişimlerini hedef alıyor. İddiaya göre FETÖ’ya bağlı bireyler, yurt dışında ölen bir vatandaşın mirasını hapsedebilmek amacıyla Türkiye’de bir noter tarafından onaylatılan sahte bir vasiyetname düzenlemiş. Noter, belgeyi onaylarken kimlik tespiti ve irade kontrolü yükümlülüğünü ihmal etmiş veya bilerek işbirliği yapmış olabiliyor.
Soruşturmanın farkı, suçun işlenme yerinin Türkiye olmasıyla birlikte, belgenin yabancı yetkili mercilere (ABD mahkemelerine/taip işlemlerine) sunulması sonucu ABD Federal Savcılığı’nca da ayrı bir soruşturma başlatılmış olması. Bu durum, “yargı işbirliği ve müspet hukuk yardımı” çerçevesinde (5402 sayılı Kanun ve ABD ile imzalı antlaşmalar) her iki ülkenin de paralel yargılama yapabileceği anlamına geliyor. Noterin Türkiye’de tutuklanması halinde ABD’ye iade talebi (tahliye/tevdi) gündeme gelebilir. Bu dosya, FETÖ’nun finansal yapısının miras ve vasiyetname hilesi yoluyla nasıl beyazlatıldığını gösteren nadir somut örneklerden biri olarak kabul ediliyor.
Sosyal medya içeriği sorgulaması: İfade özgürlüğü ile suç unsuru arasındaki ince çizgi
Dördüncü soruşturma kapsamı daha geniş ve teknik. “Sosyal medyaya yansıyan görüntüler hakkında soruşturma başlatıldı” ifadesiyle özetlenen süreç; belirli bir hesaptan, canlı yayından veya viral bir videodan kaynaklanan içeriğin, “toplumu öfke ve kinle yaralama” (TCK 216), “halkı harekete geçirme” (TCK 217) veya “yalan haber yayma” (TCK 217/2-218) suçlarını oluşturup oluşturmadığının tespiti için başlatıldı.
Bu tip sorgulamalarda savcılıklar genellikle BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) verilerine, platform sağlayıcılarından (X, Meta, TikTok vb.) IP adresi ve kullanıcı kimliği talep ederek başlar. Güncel yargıtay kararları, “eleştiri” ile “hakaret/öfke kin” ayrımını çok ince çizgilerle ayırdığı için, bu soruşturmanın sonucunda erişim engeli kararı mı yoksa cezai davranma mı öncelikleneceği, içeriğin niteliğine ve yayılma hızına göre şekillenecek.
Süreç ne bekliyor? Yargı haritası ve önümüzdeki 48 saat
Bu dört soruşturmanın ortak paydası, “gizli soruşturma” evresinin bitip “açık soruşturma/operasyon” evresine geçmesidir. Önümüzdeki 48 saat şu milatlar için kritik:
- C31K: Gözaltı süreleri dolacak, şüpheliler adli kontrol/eğitim için mahkemeye sunulacak, tutuklama/adaletlik kontrolü kararı verilecek.
- Eskişehir: Görevlinin ifadesi alınacak, silah ruhsatı/yetkisi incelenecek, disiplin cezası (görevden alınma/ihraç) ve cezai yaptırım ayrıştırılacak.
- FETÖ-ABD: Noterin tutuklanması halinde ABD yetkililerine resmi tahliye talebinin (Red Notice / Kırmızı Bilgi Formu dahil) süreci işletilecek.
- Sosyal Medya: İçerik üreticinin tespiti ve ifadesi alınacak, BTK erişim engeli kararı (5651 sk. 8/1 maddesi) savcılık talebiyle verilebilir.
Yargıç ve savcı kadrolarının yoğunluğu, bu dosyaların paralel yürütülmesinde personel kaynaklı gecikmelere yol açabiliyor. Uzmanlar, özellikle C31K gibi çoklu il dosyalarının tek bir ağır ceza mahkemesinde (genellikle operasyonun merkezi olan ilin mahkemesinde) toplanmasının, sürecin hızlandırılması adına stratejik önemi olduğunu vurguluyor. 12 Eylül 2026 tarihi, Türk yargı tarihinde “çoklu odaklı operasyonel yoğunluk” günü olarak kaydedilecek.